• 27 Mayıs, 2024

Diyet Mi, Egzersiz Mi ?

diyet-egzersiz

Ne “diyet” ne de “egzersiz” tek başına problemi çözmeye yeter. Diyet yaparken egzersizi, egzersize yüklenirken de diyeti ciddiye almamak en azından uzun vadeli ve kalıcı kilo kontrolünü imkânsız hale getirir. Kilo problemi olanların ortak bir hataları var. Çoğu sorunu sadece diyet yaparak çözebileceklerini, bazıları da işi yalnızca egzersiz ile halledebileceklerini zanneder. Oysa ne “diyet” ne de “egzersiz” tek başına problemi çözmeye yeter.Diyet yaparken egzersizi, egzersize yüklenirken de diyeti ciddiye almamak en azından uzun vadeli ve kalıcı kilo kontrolünü imkânsız hale getirir.

Konuyu biraz daha açalım: Sadece diyet yaparak başlangıçta biraz kilo verebilirsiniz. Ne var ki bir süre sonra kilo veremez hale gelir; üstelik verdiğiniz kiloları da geri alırsınız. Çünkü diyetler doktor reçetelerindeki “haplar” gibidir. Hapların etkisi nasıl ki sadece “yutuldukları sürece” geçerliyse diyetlerin faydası da yalnızca “yapıldıkları zaman diliminde” geçerlidir, diyet bırakılınca verilen kilolar yeniden kazanılacaktır. Diğer taraftan yalnızca egzersiz yaptığınızda da başlangıçta birkaç kilo verebilirsiniz. Ama burada da süreci kalıcı kılmanız, sorunu kökünden halledip verdiğiniz kiloları yeniden kazanmamanız mümkün olmaz.

Netice şudur: Diyetler egzersiz yapmadan, egzersiz çabaları ne yiyip içtiğinize odaklanmadan sonuç vermez. Fazla kilolardan kurtulmak ve verdiği kiloları geri almak istemeyen herkesin şu iki noktaya çok ama çok dikkat etmeleri gerekiyor: Bir; adımlar da lokmalar da sayılacak, adım sayısı artırılıp lokma sayısı azaltılacak. İki; ne yapıldığına da ne yenildiğine de eşit ölçüde dikkat edilecek, zira ne yediğiniz de ne yaptığınız da önemlidir.

İnsülin yükünüzü biliyor musunuz

İnsülin pankreasın üretip kana verdiği bir hormon. Kandaki şekerin hücrelere girmesi için olmazsa olmaz bir madde. Azlığı ya da yokluğu şeker kullanımını bozuyor. Azalınca kan şekeri yükselmeye ve “şeker hastalığı” devreye girmeye başlıyor. Ne var ki insülinin azlığı kadar çokluğu da bir dert! Aşırı insülin yüküne hücreler “insülin direnci” yani “insüline cevapsızlık” ile yanıt veriyor. Dolayısıyla kanınız neredeyse insülin kaynıyor ama hücreleriniz ne bu insülinden ne de kandaki şekerden faydalanıyor. Sonuç burada da aynı: İnsülin direncini önce “gizli şeker”, sonra da “şeker hastalığı” izliyor. İşte bu nedenle sağlığımızı izlerken kan şekerimiz kadar insülin yükümüz hakkında fikir sahibi olmamız da şart. Bunun için de küçücük bir kan numunesi verip insülin tahlili yaptırmanız yetiyor. Açlık insülininin 5’ten, hele hele 8-10’dan, tokluk insülininin 25-30’dan, özellikle de 40’tan 50’den yüksek olmaması lazım. Eğer daha yüksekse bu sizde “insülin fazlalığı”, yani “hiperinsülinemi”nin varlığına, yani sizin önce “insülin direnci” sonra da “şeker hastası” adayı olduğunuza işaret ediyor. Fazla insülinin yarattığı sorunlar yalnızca şeker hastalığıyla da sınırlı değil. Obezite, kalp damar hastalığı, kanserler ve daha pek çok kronik sağlık sorunu (muhtemelen bellek kaybı da dahil) da sizi bekliyor. İnsülin yükünüzü mutlaka öğrenin.

Yaş mı, enerji mi önemli

Ayşe Arman “yaşa değil, enerjiye bakalım” derken haklı. Peki, bu işin anahtarı ne? Yaşlanırken de enerjik olabilmenin yolu var mı? Onu da ben söyleyeyim: Enerjimizin en az yüzde 50’si ruhsal kaynaklı. Beynimizle alakalı. Düşündüklerimizle, beklentilerimizle, endişe, korku ya da umut ve sevinçlerimizle ilgili. Kalan yarısını ise hücrelerimize yerleşen “mitokondri” isimli minicik cihazlar belirliyor. Bu organcıklar hem metabolizmamızı hızlandırarak kilo ayarımıza yardımcı oluyor, hem de enerji üretme güçleri sayesinde ömrümüze ömür katıyor. Kısacası sadece enerjinin değil, uzun ömrün sırrı da bu minicik organcıklar.

Sağlıklı yaşamak, her güne “taş gibi” başlayıp her gece yatağa “zımba gibi” girmek istiyorsanız “mitokondri sağlığı” konusuna biraz kafa patlatmamız lazım. Zira mitokondrimiz ne kadar fazlaysa enerji üretimimiz o kadar yüksek, metabolizmamız o kadar hızlı oluyor.Mitokondrilerimiz ne kadar genç ve sağlamsa sağlığımız daha iyi, yaşam kalitemiz daha yüksek kalıyor. Mitokondrileri çoğaltmanın, genç ve formda tutmanın yoluysa her gün mutlaka ve en az 30-60 dakika egzersiz yapmaktan geçiyor.

Kaynak:

Benzer Yazılar

Yorum Yapın