• 18 Aralık, 2017

Nerede O Eski Ramazanlar!

Ramazan ayında eski zamanlardaki eğlenceleri, davulcuların manilerini anımsayacak kadar geçmişe dönemesek bile, kalabalık aile sofralarında büyüklerimizin eski Ramazanlara dair anlattıklarını, sevdiklerimizin özenle hazırladığı iftar yemeklerini, horoz şekerlerini, belki çocukluk arkadaşlarımızla kandil geceleri kapı kapı dolaşıp topladığımız harçlıkları özlemle anmadan geçemeyiz.

Kimi gelenekler Anadolu’da bazı yörelerimizde devam ediyor olsa da, çoğu artık unutulmuş, büyüklerimizin anlattığı hikayelerde kalmıştır. Ramazan eğlenceleri de artık sadece belediyelerin, alışveriş merkezlerinin düzenlediği gösteriler olarak yaşatılmaktadır. Gelin geçmişteki Ramazanlar nasıl geçerdi bakalım:

Öncelikle Ramazan’ın gelişinin habercisi olan Hilal’i görmek için Şaban ayının 29. Günü  insanlar toplanır, hilali ilk görene Kadılık tarafından hediyeler verilir ve top atışlarıyla, davulcularla halka haber verilirdi.

canstockphoto14766507 Kadınlar Ramazan başlamadan bir araya gelip cami ve mescitleri temizler, erişte ve yufka hazırlardı. Cemaat tarafından Camilerin eksikleri tamamlanır, avlularda değerli el yazmaları ve eşyalar sergilenirdi. Camilerden sahurda sabah ezanından sonra adına temcid denen dualar okunurdu, hatta sahur yerine temcid denmeye başlanmıştı. Sahurda yenen pilava da temcid pilavı denirdi. Teravih namazını her akşam başka bir camide kılanlar olurdu. Teravih sonrası bazı evlerde sıra geceleri yapılırmış, bu gecelerde saz çalınır, oyunlar oynanır, çeşitli hikayeler, masallar, anılar anlatılırmış.

O zamanlar elektrik olmadığından mahyalar ipe asılı kandillerle yazılırdı, eskiden şehirler şimdiki gibi aydınlık olmadığından bu mahyalar gece karanlığında çok daha etkileyici görünürmüş.

Sahurda maniler okuyarak dolaşan davulculara bahşiş şimdiki gibi sadece para ile verilmezdi. Kimi zaman katmer, kete gibi atıştırmalık yemekler ikram edilir, kimi zaman havlu, mendil veya çorap gibi hediyeler verilirdi.

Anadolu’da pek çok kentte ilk kez oruç tutan çocuklara hediyeler verilir, oruca dayanamayan bu küçüklere öğlen saatlerinde yemek verilirdi, buna “oruca direk vurma” denirdi. İftardan sonra çocuklar ellerinde fenerlerle maniler söyleyerek teravihe kadar kapı kapı dolaşır, mahalleliden bahşiş ve ikramlar toplardı. Denize kıyısı olan bazı şehirlerimizde ise gençler yine fenerlerle süslenmiş teknelere binerek bahşiş toplamaya çıkardı.

canstockphoto3200223 Büyük şehirlerde meydanlardaki eğlencelerde orta oyunu, kukla gösterileri, sihirbazlar, Hacivat-Karagöz, hokkabazlar, cambazlar olurdu. Meddahlar ay boyunca teravihten sonra kahvehanelere gelir, hikayeler anlatır, öykünün en heyecanlı yerinde devamını sonraki gün anlatmak üzere dururdu. İstanbul’un özellikle Şehzadebaşı, Sultanahmet, Galata, Üsküdar, Kağıthane, Eyüp semtleri Ramazan’ın gözde mekanlarıydı. İftardan sonra, sahura kadar eğlencelerin sürdüğü Direklerarasına gidilirdi.

Ama tabi ki geleneklerin en önemlisi yine iftar yemekleri idi. Akrabalar, komşular, dükkan sahipleri birbirlerini iftara davet ederdi. Zenginler ve devletin ileri gelenleri büyük iftar sofraları kurar, isteyen herkes bu sofralara katılabilirdi. Bu zengin sofralara gelen misafirlere onların sofrasına katılındığı için para veya küçük armağanlar verilirdi. Evlerin kapıları iftar zamanı “Tanrı misafirlerine” her zaman açık olur, yoldan geçerken gelenlerin ve durumu olmayanların karnı doyurulurdu.  İftar birinci sofra ve ikinci sofra diye ikiye ayrılır, bu yemeklerin arasında namaz kılınırdı. İlk sofrada sade, iftariyeliklerden oluşan bir yemek olur, akşam namazından sonra ise ana yemeklere geçilirdi. İftardan sonra mutlaka kahve içilirdi, şerbetler dağıtılırdı.

Güllaç’ın yanı sıra aşure ve helva hazırlanır, komşulara ve fakir fukaraya dağıtılırdı. Herkes birbirine çeşitli yemekler gönderir, böylece sofralar zenginleşir, çeşitler artardı.

Hazırlaması kolay ve fazla malzeme gerektirmeyen Arabaşı çorbası Anadolu’da Ramazan ayında sık hazırlanan yemeklerdendi. Bu çorba hazırlandığında mutlaka misafir çağırılır ve çoğunlukla herkes aynı tastan yer, bir dahaki arabaşı çorbası, çorbaya hamur düşürenin evinde hazırlanırdı.

Ramazan ayına özel olarak hazırlanan Kahke adlı simit, sadece Ramazan’da satılan ve çocukların bayıldığı Horoz şekerleri de unutulmaz diğer tatlardandı.

Fakat Ramazan zengin iftar sofralarından, Direklerarası eğlencelerinden, davulcu manilerinden ibaret değil. Tersine yoklukla imtihan edilen, yardımseverliği, hoşgörüyü, bir arada olmayı öğreten bir ibadet.

Yardımlaşma duygusunun hayata geçtiği bu kutsal ayda, yardım yapanların ve yardıma muhtaçların birbirlerini bilmemesi, böylece yardımdan faydalananların rencide edilmemesine büyük özen gösterilirdi. Varlıklı insanlar fakir mahallelerdeki esnaflara gider, veresiye defterindeki borçları kapatırdı. Parayı ödeyen ile borcu ödenen birbirinin adını bilmezdi, yardımlar günümüzde olduğu gibi ortalıkta dağıtılmaz, gizlice ihtiyaç sahiplerinin evlerine götürülürdü. Evlenme aşamasındaki kızların evlerine iftarlık ve çeyizlik hediyeler götürülür, durumu olmayanlara yemek bağışında bulunulurdu.

Benzer Yazılar

Yorum Yapın